• DOLAR
    $3.902,0500
  • EURO
    $1,5289
  • ALTIN
    $57.881,4300
  • BIST
    1,2165
Türkiye’de İstasyon Mimarisi Açısından Eşsiz Bir İstasyon

Türkiye’de İstasyon Mimarisi Açısından Eşsiz Bir İstasyon

 

Yapımı 1939 yılında tamamlanan ve 1939’da Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Ulaştırma Bakanı olarak görev alan ve aslen Afyon doğumlu olan Ali Çetinkaya’nın adını taşıyan tarihi Ali Çetinkaya Garı cumhuriyet dönemi eserlerinden. Bugüne dek önemli bir tadilat görmeyen Gar, Avrupa istasyon mimarisinden izler taşıyor. Aynı zamanda da Modern cumhuriyetin yereldeki yansıması bir yapı.

Cumhuriyetin ilk yıllarında yeni rejimin kentlerdeki yansıması olarak görülen modern istasyon binaları, günümüzde demiryolu kullanımının azalmasıyla eski önemini büyük oranda yitirdi. Demiryolu ağlarının önemli kesişim noktasında bulunan Afyon Ali Çetinkaya İstasyonu ise, bugüne kadar birkaç tadilat dışında önemli onarım geçirmeden günümüze ulaşmış ve hâlâ kullanımda olması nedeniyle özel bir öneme sahip.

Afyonkarahisar Ali Çetinkaya İstasyonu binası sadece Türkiye’deki mimari eğilimleri değil, inşa edildiği dönemde dünyada geçerli olan mimari eğilimlerini yansıtması açısından büyük değer taşıyor. İnşa ve gelişim süreci Ankara İstasyonu ile büyük benzerlik taşıyan bu bina, büyük kentler dışında kalan pek çok erken Cumhuriyet dönemi yapısı gibi zamanında yeterli önemi göremese de bina Türkiye’de istasyon mimarisi açısından eşsizdir.

ÜLKENİN DÖRT BİR YANINA DEMİRYOLU İLE ULAŞMAK MÜMKÜNDÜR

Beş bin yıllık bir tarihe sahip olan Afyonkarahisar, dört ayrı demiryolu hattının kesiştiği bir kavşak. Bu özelliğe sahip tek kent olan Afyonkarahisar’dan, ülkenin dört bir yanına demiryolu ile ulaşmak mümkün. Dört ayrı demiryolu hattından biri Konya üzerinden Adana’ya, dolayısıyla Akdeniz’e ulaşırken, bir diğeri Kütahya üzerinden İç Anadolu ve Marmara’ya gider. Batıya uzanan iki hattan birincisi Uşak üzerinden İzmir Basmane İstasyonu’na, ikincisi Aydın’a uğrayarak İzmir Alsancak İstasyonu’na varır. Afyonkarahisar’a demiryolu ilk olarak Hicaz Demiryolu Projesi kapsamında, Eskişehir-Afyonkarahisar hattıyla 1895 yılında ulaşmıştır. Yapım imtiyazını alan Alman şirket Afyonkarahisar’a Ankara ve Eskişehir’e inşa ettiği birinci sınıf tip istasyon projesinin kollarından kısaltılmış bir versiyonunu inşa etmiştir. İki katlı, beşik çatılı, kesme taş duvarlı bina günümüzde Afyon Şehir İstasyonu olarak adlandırılmaktadır.

1939 YILINDA ALİ ÇETİNKAYA’NIN ADI VERİLDİ

1932-1938 döneminde kamu yapılarında genel mimarlık eğilimi ya uluslararası ilkelerin benimsenmesi ya da Batının neo-klasik biçimciliğinin uygulanması yönünde gelişmiştir. Bu dönemde inşaat sektörü içinde oranı yüzde 42-58 arası değişen kamuya ait yapıların projelendirme ve inşaları Nafia Vekâletince sürdürülmüştür. Müdürlüğü antetti altında R. Aka ismi yer almaktadır. Bu çizimin 15 Kasım 1937 tarihli TCDD Yol ve Mebani Dairesi’ne ait N. Evin imzalı çizimle büyük ölçüde örtüşmesi, Nafia Vekâleti tarafından hazırlanan projenin beğenilerek TCDD tarafından uygulama projesine dönüştürüldüğü fikrini güçlendirmektedir. Bu proje inşa edilen bina ile uyumludur. İlk çizimde girişin iki yanında 10 adet kapı-pencere açıklığı bulunurken, ikinci çizimde bu sayı mevcut binada olduğu gibi 7 adettir. Ancak 4 bölümlü ana giriş kapı düzeni 3 bölümlü inşa edilmiştir. Sonuç olarak Afyon İstasyonu 19 Temmuz 1939 yılında tamamlanmış ve hizmete açılmıştır. Daha sonra istasyona, 1934-39 yılları arasında Bayındırlık Bakanlığı yapan, 1939’da Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Ulaştırma Bakanı olarak görev alan ve aslen Afyon doğumlu olan Ali Çetinkaya’nın adı verilmiştir.

MODERN CUMHURİYETİN YERELDEKİ YANSIMASIDIR

1939’da tamamlanan Ali Çetinkaya istasyonu, 1895’te inşa edilen ilk istasyon binasının yaklaşık 500 metre doğusunda, kent merkezine doğrudan ulaşım sağlayacak biçimde kuzeybatı-güneydoğu yönünde konumlanmıştır. Öyle ki, pek çok Anadolu kentinde olduğu gibi Ali Çetinkaya İstasyonu da, İstasyon Caddesi olarak adlandırılan bulvar ile kent merkezindeki Hükümet Konağı’na ve kent meydanına bağlanmıştır. Caddenin kendisi de istasyon binası gibi Cumhuriyetin ilkelerine göre içeriği belirlenen yeni düzene uygun, modern bir aks olarak ortaya çıkmıştır. Benzer biçimde istasyonun kent cephesinde yer alan, günümüze değin özgün niteliğini korumuş olan İstasyon Meydanı da bulvar boyunca devam eden modern peyzaj düzenlemelerinin devamı niteliğindedir. Diğer bir deyişle, istasyon binası sadece kütlesel mimarisiyle değil, çevre düzenlemesi ve kent merkezine bağlantısını sağlayan İstasyon Caddesi ile de modern Cumhuriyetin yereldeki yansımasıdır.

DÖNEMİN MİMARİ ESTETİK ANLAYIŞININ SONUCU

Bina inşa edildiği dönemin II. ulusal mimarlık dönemi üslubunu yansıtacak biçimde dikey ve yatay hacimlerle yapılan bezemesiz, simetrik düzenlemelere, teras çatı ve geometrik cephe kompozisyonuna sahiptir. Tek katlı olarak yatayda gelişen istasyon binası, masif duvarları, geniş cam yüzeyli anıtsal girişi ve iki yöne uzanan kollarla simetrik yapısına karşın, sağ yan cepheye eklemlenen üç katlı lojman binası ve yükselen saat kulesi ile asimetrik bir forma kavuşmuştur. Saat kulesi gibi belirgin bir dikey öğeyle yatay bloğu birleştiren kütle kompozisyonu ve Afyonkarahisar’ın çetin kış koşullarına karşı uygulanan teras çatı dönemin mimari estetik anlayışının sonucudur.

YÜKSELEN SAAT KULELERİYLE FARKLI KOMPOZİSYONLAR TASARLANMIŞTIR

Bina paralel biçimde Avrupa’da istasyon mimarisinde ortaya çıkan değişimlerden de etkilenmiştir. Öyle ki, 1930-40 döneminde Avrupa’da yeni istasyon mimarisinde geniş tren hangarları, yerini, platformlar için bireysel konsol sundurma çatılara bırakmış; istasyonlar yatay yapıda tasarlanırken, yolcular ve trenler için tasarlanan alanlarda biçimsel ve fonksiyonel birliktelik kesin biçimde ayrılmıştır. İstasyonların yatay biçimde genişlemesine karşın, yükselen saat kuleleriyle farklı kompozisyonlar tasarlanmıştır. Almanya’da mimar Bonatz’ın tasarladığı Stuttgart İstasyonu yükselen giriş salonu ve saat kulesi açısından dikkat çekici bir örnektir. İtalya’da ise A. Mazzoni adlı baş mimar devlete ait demiryolu istasyonlarında tasarımlarıyla dönüşümde önemli rol oynamıştır. Projeleriyle 19. yüzyıl istasyon mimarisinden ayrılan A. Mazzoni tasarımlarının temel karakteristik özelliği, masif duvarlar ve camlar ile açık-kapalı mekân ilişkisinde yoğunlaşması, yatay düzlemi vurgulamak için kapı sundurmasını uzatması, yüksek ve alçak bileşenlerin kurgusunda silindir ve paralelkenar gibi saf geometrik biçimleri kullanmasıdır. 1932’de Floransa’da inşasına başlanan Santa Maria Novella İstasyonu yeni istasyon mimarisinin manifestosu sayılmış, modern mimarinin şaheseri olarak görülmüştür. Elde edilen bu bilgiler doğrultusunda bir değerlendirme yapıldığında, Ali Çetinkaya İstasyonu’nun mekân örgütlenmesi ve cephe karakteristiği açısından dönemin Avrupa istasyon mimarisinden izler taşıdığı açıktır.

İSTASYON BÖLÜMÜNDE YÖRESEL KESME ANDEZİT TAŞI KULLANILMIŞ

Binanın yaklaşık 1500 m² alana sahip tek tatlı istasyon bölümünde yöresel kesme andezit taşı kullanılırken, dönemin yeni malzemesi betonarme, hatıllarda, döşemelerde ve giriş salonu, bavul bölümü gibi geniş açıklıkların geçilmesinde karkas sistem olarak kullanılmıştır. Ancak malzemenin yeni olması ve mevcut uygulamalarının kısıtlı olması nedeniyle betonarme kesitlerinin oldukça geniş tutulduğu görülmektedir.  Giriş holü yükseltilmiş tek katlı binaya eklemlenen lojman bölümü, bodrum üzeri üç kat olarak inşa edilmiştir. 300 m² alana oturan lojman bloğunun zemin katında istasyon binası ile bağlantılı hizmet mekânları yer alırken, birinci ve ikinci katta 2’şer lojman bulunur. Lojman bloğu betonarme döşemeler ve tuğla yığma beden duvarlarına sahiptir. Dış cephesinde serpme sıva ile kapı-pencere boşlukları referans alınarak fuga yapılmış olması dikkat çekmektedir.

DÖNEMİN MİMARİ KİMLİĞİNİ YANSITAN UYGULAMALAR MEVCUT

İstasyon binasının teras çatısı dış duvarlarda yaşanan taş çürümeleri ve iç mekândaki su deformasyonları nedeniyle gizli dere uygulamasıyla ahşap konstrüksiyon üzeri çinko kaplama olarak değiştirilmiştir. Binanın hat cephesinde yer alan zemin kat seviyesindeki yolcu peron markizi çelik konstrüksiyondur. Ancak eldeki eski tarihli fotoğraflardan peron markizlerinin sonradan inşa edildiği anlaşılmaktadır. İç mekânda zeminlere büyük ölçüde mozaik malzeme uygulanmış, sadece giriş holü, lokal ve bekleme salonu gibi alanlarda sarı-kırmızı-beyaz renkli keramikler farklı geometrik formlarda kullanılmıştır. Ayrıca Ankara İstasyonu’na benzer şekilde, iç mekânda, giriş holünde uygulanan ahşap duvar kaplamaları, metal kaplamalı bagaj bankosu, pirinç kaplı kapı materyalleri inşa edildiği döneme göre oldukça modern ve dönemin mimari kimliğini yansıtan uygulamalardır. SELÇUK TAŞKIN ÖZEL HABER

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM