• DOLAR
    $2.381,4500
  • EURO
    $0,7411
  • ALTIN
    $39.798,4900
  • BIST
    1,1862
Saban Korkmaz
Saban  Korkmaz
sabankorkma@afyonhisargazetesi.com
HER ŞEYİN ÇOĞU DEĞİL ÖZÜ VE AZI GEREK
  • 0
  • 337
  • 26 Şubat 2021 Cuma
  • +
  • -

Çokluk ve azlık elbette farklı kavramlardır. İnsanlara her şeyin çoğu değil, azı ve özü lazımdır. Çok olmuş ama içi boş olmuş o çokluktan bize ne fayda gelebilir? Bunun içindir ki bize fayda verecek, bize lazım olacak az ve öz lazımdır. Bize güç verecek, heyecan verecek, aşk verecek, muhabbet verecek, mevcut duygu ve düşüncelerimizi galeyana getirecek öz lazım. Konu ile ilgili olarak bir menkıbe vardır, aynen nakletmeye çalışalım inşallah.

Kalbinde bir şeylerin kıpırdadığını hisseden bir kişi bir Kamil-i Mürşide varır ve mürid olur. Üç beş ay onun yanında kalır, kendisine vereline görevli bi hakkın yapmaya çalışır. Bir zaman gelir ki, müridin kalbinden; “Biz niye azız, çok olsak daha iyi olmaz mı, çoklukta bereket olsa gerek “ diye düşünür. Bunu hisseden Şeyhi derki: “Sen çokluk mu istiyorsun, çoğalalım mı diye düşünüyorsun? Gel o zaman bun sana izah etmeye çalışayım.”

Şeyh müridi alır yanına bir Pazar yerine varırlar. Pazar yerinde kafesin içinde satılığa çıkmış bir kuş vardır. Sahibinden kuşu çıkarmasını ve ilene vermesini ister. Satıcı kuşu kafesinden çıkarıp Şeyh’e verir. Şeyh kuşu eline alır kafasını vücudundan ayırırverir. Satıcı ve orada bununa birkaç kişi hayretler içinde kalır. Satıcı: Ne yaptın ya hu, benim kuşumu öldürdün ne olacak şimdi?” deyince Şeyh: “Kuşunun geri gelmesini ister misin?” dediğinde satıcı: Öldü bi kere nasıl geri gelecek? Der. Madem öyle istiyorsun, der şeyh kuşun vücuduyla başını birleştirir, bir şeyler okuduğunda kuş yeniden canlanır. Bu kerameti gören o pazar yerindekiler merak içinde Şeyhin dergâhını sorarlar ve oraya gitmek isterler. Kısa zamanda Şeyhin bu kerameti dildin dile yayılır ve Şeyh’in dergâhı gelen kişilerle dolar, taşar.

Aradan birkaç ay geçtikten sonra Şeyh o ilk olan müridine der ki: “Al şu parayı, kasaptan bir bağırsak al gel.” Mürid gider bağırsağı alır gelir. Şeyh, bağırsağın içine su doldurduktan sonra altını ve üstünü sıkıca bir iple bağlar, bağladığı bu bağırsağı beline bir iple sapasamlam bir şekilde sarar. Hep beraber namaza durduklarında hem rükûda ve de hemde secdeye vardıklarında sürekli olarak bir gurultu duyulur. Bu gurultunun Şeyhlerinden geldiğini fark ederler ve namaz sonunda ne kadar sonradan gelen mürid varsa hemen orayı terk ederler. Bu durum sonunda kala kala yine Şeyh ve ilk müridi kalmıştır. Şeyh o müride bakar ve der ki:

“Dostluk gözyaşı değil ki akıp gitsin. Mevsim değil ki zamanla bitsin. Heva değil ki gelip geçsin. Dostluk sonsuzluktur. Ona buna boşa kafa yormamaktır. Hiç şüphesiz ki bizi Allah’a götürecek dostlar lazımdır.  Unutma ki, el uzatan değildir dost, El uzatılacak duruma düşe diye yanında durandır dost. Gerçek dost gölge gibidir. Eğilsin de doğrulsan da düşsen de asla peşini bırakmayandır. Dost, dostun kusuruna, hatasına bakmayandır ve onu görmeyendir. O dost öylesine bir dosttur ki, göze sezdirmeden gözyaşını silendir. Şunu da unutma ki dost, ayağını kaydıran değil, olur olmaz şeyleri bahane ederek yanından ayrılan değil, kaydığında seni yerden kaldırandır. Gerçek dostlar birer yıldız gibidirler, karanlık çökünce ortaya çıkarlar. Gördün mü azlığı, çokluğu, azı ve özü?” O mürid de şaşkınlık içinde Şeyhine hak verir ve dergâha dört elle sarılır, kendisine verilen görevi bi hakkın yapmaya devam eder.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
reklam
  • YENİ
  • YORUM