• DOLAR
    $2.575,5700
  • EURO
    $0,8766
  • ALTIN
    $40.691,6600
  • BIST
    1,2125
Editör Editör
Editör  Editör
editor@afyonhisargazetesi.com
HACIBEYLİ KÖYÜ VE AHMET KARABABA SULTAN
  • 0
  • 85
  • 18 Ekim 2020 Pazar
  • +
  • -

Hacıbeyli köyünün şu andaki konumu: Afyonkarahisar ile Kütahya yolu ortasından 3 km. batısına düşen, İhsaniye ilçesine bağlı eski bir yerleşim yeridir. Kuruluşuna gelince Kütahya merkezli Germiyan Beyliği dönemine rastlar.  O dönemde verimli topraklara sahip olan bu arazilerin Germiyan Beyliği işletmesine karar verilir. O devirde bazı insan topluluklarının Bizanslılardan (rumlardan) alınmasıyla boş araziler olarak duruyordu. Beylikler arası toprak kavgası bitmiyor, hangi beylik galip gelirse bulunduğu toprak aldığı beyliğin mülkü sayılıyordu. İşte Afyon ve havalisi Kütahya Merkezli Germiyan Beyliğine bağlı idi.

Müslüman olan bazı küçük topluluklar, verimli gördükleri bazı arazilere konuyor, ekseri hayvancılıkla uğraşan bu insan toplulukları, mezra misali insanlar arasındaki ulaşımı ve iletişimi sağlıyorlardı.

Germiyan Beyliği de daha sonra verimli olan bazı topraklara havalisinden bir bey atayarak oranın iskânını sağlardı. O Bey Afyonkarihasar’dan şimdiki Şeftali oğullarının dedelerinin dedesi Hacıbey adında bir zat idi. O günkü dönemlerde mezraya benzeyen yedi haneli Kağnıcı köyü idi Karacaahmet.

Beylikler döneminde isim olarak atanan kişilere tabir yerindeyse “Bey” deniyordu. Dolayısıyla Hacıbey çiftliği olarak anılıyordu.

Hacıbey dindar ve köklü bir aileye mensup olup daha ziyade kendine yakın toprak işletmeciliğinden anlayan Afyon’dan bir grup kurmuştu. Bunlar: Uzunlar Sülalesi (şimdiki Beyoğulları ve Ertaşlar), Mollaoğulları (Karaahmet ve Ceylanlar), Tokalar Sülalesi, Hacıküeyler ve Mevlütler, Kel Mehmetler ve Kel Osmanlar gibi sülaleleri toprakları işletmek üzere şimdiki Hacıbey Çiftliğine (Hacıbeyli köyüne) yerleşmiş bulunuyorlardı.

Şeftalioğlu Hacıbey düüst ve adaletli bir bey idi. Getirdiği gruplara ekilecek arazileri adaletli bir şekilde dağıtır % 40’ını toplar Germiyan Beyliğine teslim ederdi. Kalanları da saklama kuyuları açtırır oralarda ihtiyaca göre muhafaza ederdi. Kalkan mahsülün % 60 ını çalışanlara verirdi.

1071 Yılında Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan’ın Malazgirt Meyden Muharebesinde az bir ordu, kuvvetli ve samimi bir imanla Bizans Komutanı Romen Diyojen’i yenerek Anadolu’ya bir yol açıp Akdeniz Bölgesini ele geçirmişti.

Düşman hiçbir zaman boş durmadı. İki Türk devletini birbirine düşürerek Moğollar’dan yana olarak Büyük Selçuklu İmparatorluğunu parçalatmıştı. Her yanı İslam kültürü ile yoğrulmuş, buram buram ilim, irfan, tasavvuf kokan güzide diyarları İslam kültürü var diye Semerkand, Taşkent, Buhara, Merve, Horasan v.b.daha nicelerini yok etmeye çalıştılar. İnancı Şamanizm olan bu devlet Moğol Türk devleti idi. Büyüt Selçuklu da Türk İslam devleti idi.

İşte bu dönemlerde Türkistan’da yaşayan Hoca Ahmet Yesevi Moğolları yaptığı zulüm nedeniyle öğrencilerine: “ Haydi gidin Anadolu’ya, oraları yurt edinin, oraları irşat edin, oraları fethe hazırlayın.” diyerek 40 kişilik bir ekibi Anadolu’ya göndermişti.

Moğol zulmünden kaçıp Anadolu’ya gelen bu 40 kişilik ekip daha önce gelen Hacıbektaş-ı Veli Hazretleri etrafında toplanırlar. İşte bu velilerden bir tanesi de Karacaahmet Sultandır. Bunların bir araya gelmelerinin sebebi tüm Anadolu’yu Bizanslıların elinden kurtarmak ve hiç boş durmayan Rumların misyonerlik faaliyetlerinin önüne geçmekti.

 

 

2.KISIM

 

 

Yabancı tebaayı Türk ve Müslüman yapmak için Karacahmet Sultan’a Egeden Irağa kadar olan bölge verilir. Çok çalışkan olan Karacahmet Sultan tekke ve dergâhlarda yetiştirdiği ilim ve tasavvuf ehli kişileri az, çok demeden muhtelif yerlerde bulunan insanları irşat etmek için muhtelif yerlere göndermişti. Talebelerini gönderdiği yerlerde dergâhlar açılıyor, insanlar irşat ediliyor, insanların zulümden ve düşmanlardan kurtarmak için çaba sarf ediyorlardı.

Yukarıda belirtildiği gibi işte bu yerleşim birimlerinden birisi de Hacıbey çiftliği (Yeni adıyla Hacıbeyli köyü) olur.

Karacaahmet dergâhından Karaahmet Baba, Ömer Dede, Bekir Dede (Dedebaşı) ve Mehmet Dede bir davaya hizmet için gelmişlerdi.

Bir ara köy fırının önünde biri esmer, biri beyaz tenli iki kız çocuğu

Kavgaya tutuşmuşlardı. Beyaz tenli olan kız çocuğu esmer olana arap sözcüğünü kullanmıştı. Bu duruma şahit olan Karacaahmet Sultan beyaz tenli kız çocuğuna: “Bak sen de esmer oldun.” Demişti. O anda esmerleşen kız çocuğu fırındaki annesinin yanına koşarak Karcaahmet Sultanı şikâyet eder. Anne bakar ki kızı esmer olmuş, koşar Karacahmet Sultana: “Kızıma ne yaptın böyle?” diyerek sataşmak ister. Kızın annesi tekrar kızının durumuna baktığında eski haline döndüğünü gördüğünde: “Bu dede de bir iş var” diyerek konuyu beyine aktarır.

Hacıbey çok ağır hastadır, gitmediği doktor kalmamıştır. Konuyu Hacıbeye açıklar. Hacıbey de hemen onu buraya getirin, der. Karaahmet Babaya durum bildirilir Karaahmet Baba görelim, der, Hacıbeyin huzuruna varırlar. Karaahmet Baba baksa ki hasta gerçekten perişan, yaralar içinde, yaralardan irin akmada. Aynı zamanda her tarafı pis bir koku sarmış. Karahmet Baba gönül gözüyle Allah (c.c.)’a sığınır dua eder ve: Hemen bir ilaç yapalım” der. Yapılacak ilaç da şudur: “Hemen ölmüş bir köpek kellesi bulun, fırında kurutun, haşhaş tasında sürtün, ince kına gibi olsun.” Der. Söyledikleri kısa sürede yapılır.

Karaahmet Baba önce ağzına soğuk suyu alarak yaraların üstüne püskürtür. Yaralar bir bezle silinir, akan yerlere köpek kelle tozunu basar. Hastaya ekşili, turşulu, baharatlı, kızartmalar yenmemesi hususuyla on gün perhiz verir. Bunun yanında mayasız, ak hamursuz, siyah kuru üzüm, haşlama et türü şeyleri yemesini tavsiye eder. Hacıbey perhize uyarak on gün geçtiğinde iyileşir. Karaahmet Babayı ziyaret eder ve: “Dile benden ne dilersen?” der. Karababa da: “Topluluğumuza karnımız doyacak kadar rızık, ibadet edecek kadar mekân isteriz.” Hacıbey adamlarına talimat vererek Karababanın istekleri yerine getirilir. Böylece Karahmet Babanın kerameti zuhur eder. İşte o çıbanın adı halk arasında “sıraca”, tıp dilinde “kemik veremi” imiş, adına da Hacıbeyli Köyü tutması denir.

Bu hastalığın belirtileriküçük bir sivilce gibi başlar, sonra kaşınır, kızarır, sonra patlar, akıntı başlar bu durum tutma olmadan iyileşmez. O Allah dostları Ayancıklar isimli kişilere el vermiş onlar tutar.

Karaahmet Baba’nın bir başka kerameti de şu idi. Kurtuluş savaşında süvari birliği köyü yakıp yıkmaya geliyormuş. Karaahmet Babanın türbesinin yanından hızlıca geçerken birlik komutanı atı ile beraber yere çakılır. Bu arada Yunan komutanına orada bulunan türbelere tekme atan komutanın ayakları geriye dönüşü anlatılınca komutan askerleriyle birlikte köyü yakmaktan vazgeçer ve hemen Hacıbeyli köyünü terk ederler.

Hacıbeyli köyü tutması olan bu çıban tutması ile ilgili hastalar daha köyün sınırlarına girildiğinde kendilerinde ağrı ve sızı kalmaz.

Yüce Allah (c.c.) derdi veriyor, aynı zamanda dermanına da veriyor. Hiç şüphesiz ki şifa tevfik ve inayet Allah (c.c.)’ tandır.

Önemli Not: Yukarıda adı geçen bilgiler Hacıbeyli köyünden Araştırmacı Yazar Ramis Başpunar’dan alınmıştır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
reklam
  • YENİ
  • YORUM