301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Yazı Detayı
02 Temmuz 2019 - Salı 13:11 Bu yazı 131 kez okundu
 
unutMADIMAKlımda
Aysel BÜYÜKKORKMAZ
 
 

Bazı acıların telafisi olmaz yıllar geçse de üzerinden yeri dolmaz sancısı sızısı bitmez evet bugün 2 Temmuz Madımak Katliamı yazarken çok kolay iki kelime ile not düşüyoruz Madımak Katliamı. Nidalar la tekbirlerle bir oteli yaktılar. Evet otel yandı bu acıyı derinlerinde hmeyenler için kolay bir vaziyet ancak bir de yıllar hatta yüzyıllar geçse bile bu günü bu acıyı unutamayacak olan bizler varız. O otelin içinde 33 can yaktılar diri diri göz yumdular. Çünkü bizim ülkemizde geçmişten beri konuşan düşünen insanlara yer yoktur. Ben bir Aleviyim benim içim yanıyor bu acıyı bir çoğunuz abarttığımı düşüneceksiniz. Ama ben bugüne kadar Allahu Ekber deyip kafa kesmedim. Tekbirlerle değil bir insanın çimen parçasının bile üzerinden geçmedim. Aslında konu Alevi olmak ya da değil konu insan olabilme konusu. Beceremedik insan olmayı kin nefret doldu her yerimiz kendimizden olmayana saygımız kalmadı. Küllerle birlikte yok ettiklerini sandılar beceremediler. Fikirleri ruhları öldüremezsiniz. Siz katil cani olarak anılırsınız sadece. Madımak 33 can ölümü beklediler sessizce...

Bugün aydınlığın karanlığa, sevginin nefrete yenildiği günlerden birisi daha. Bundan 23 yıl önce, gözü dönmüş bir güruh bize kötülüğün sıradanlığını bir kez daha gösterdi. 2 Temmuz 1993'de, memleketin orta yerinde 35 kişi yakılarak katledildi. Adalet beklenen her sene biraz daha kapandı kapılar yüzümüze ve bir kez daha yapanın yanına kaldı.Bu içerikte, Madımak Katliamı'nı bildiğimiz anlatılardan farklılaştırarak, hem yaşanan olaylar hem de kurguları harmanlayarak Aziz Nesin'in ağzından anlatmaya çalışacağız Tarihler 1 Temmuz 1993 idi. 4. Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas'taydık. Daha şehre gelmeden, özellikle benim hakkımda bildiriler yayınlanmaya başlanmış, hedef gösterilmiştim. İlk günden itibaren gerginlik had safhadaydı. 2 Temmuz günü ise yerel gazetelerde kullanılan sözler, bir nevi olacakların habercisiydi. Sürekli camianın tahriklere kapıldığını söylüyordu. Tahrik olabilirler, bunda sıkıntı yoktu. Ancak tahrik olan dövmez, öldürmezdi. Duyarlılık öldürmek değildir arkadaş. Zaten gün içerisinde gerginlik şehrin belli yerlerinde iyiden iyiye tırmanmıştı. Akşam saat 5 sularında ise gözü dönmüş kalabalık Madımak Oteli'nin önündeydi. Dışarı ile iletişimimizi sağlayan tek araç telefondu artık. Erdal İnönü arandı ve ona ''Erdal Bey sanırım dışarıdaki sloganları ve camlarda patlayan taş sesleri size kadar ulaşıyor olmalı dedim.'' gereken önlemin alınacağını söyleyip, azalan umutlarımızı biraz olsun tazelemişti. Ancak kalabalığın öfkesi dinmiyor, güruhu sakinleştirmek adına konuşan belediye başkanı ne kadar reddetse de 'gazamız mübarek olsun' sözüyle adeta çığırtkanlık yapıyordu. Bundan sonra olacaklar kitle psikolojisinin sonuçlarıydı. 'Cumhuriyet Sivas'ta kuruldu, Sivas'ta yıkılacak' , 'Laiklere ölüm' , 'Yaşasın şeriat' ve 'Sivas Aziz'e mezar olacak' sloganları, aslında hedefin sadece ben olmadığını anlatmaya çalışıyor gibiydi. Önce yağmalama sonra ise 'yakın ulan yakın' sesleri ve tekbirlerle çevredeki araçlar ateşe verilmişti. Ateşin kızıllığı, dumanın siyahlığıyla birleşip çevremizi sarmıştı. Bu kaçıncı öldürülüşüm bilmiyorum fakat ölüme en yakın olduğum anı artık görebiliyordum. Odamda Lütfi Kaleli ile birlikte çaresiz bir bekleyiş içerisindeyken, aşağı taraftan korkunç çığlıklar gelmeye başladı. Bağırıldı, yardım istendi ve sonra sesler sustu. Artık sıra bendeydi. Kesin olarak ölüme hazırdım. Hatta Lütfi Kaleli birkaç kez 'ölüyoruz abi' dedi. Dedim ölüyoruz, öleceğiz. Başka çare yok. Sonra dönüp Lütfi'ye ''Sayın Kaleli beni şu yatağa yatır, bu güruha kötü bir ceset vermek istemiyorum. Korkarak ölen bir adam gibi görünmeyeyim. Köşeye büzüşmüş bir adam gibi ölmeyeyim.'' dedim. Sonrasında Lütfi'nin önerisiyle camlara doğru koştuk ve yardım istemeye başladık. O sırada otelin önüne yaklaşan bir etfaiye bizi kurtarmak için yeltendi. Etfaiye merdivenlerinden inerken, sonradan Refah Partisi Meclis üyesi olduğunu öğrendiğim Cafer Özçakmak 'Asıl öldürülecek hayvan burada' dedi ve tam kurtuluyorum derken artık Sırat Köprüsü'nde gibiydim. Devam etsem linç, geri dönsem cehennem vardı. Yere düştüm, tekme ve yumruklarla vurmaya başladılar. Sonrasında polis arabasına kadar sürüklendim. Yaralı olarak kurtulmuştum ancak 35 can, 33'ü aydın 35 insan, yıllar sonra bile yeri doldurulamayacak onlarca değer katledilmişti. Birimize bir şey olursa kalanlar ne yapar diye sorulduğunda, 'kalanlar, ölenler için şiirler yazar.' denilerek bekleniyordu ölüm. Güldürmeyi, düşündürmeyi çizgilerde seçmiş, karikatürist olmuştu. Ateşle gelecek olan ölümün soğukluğunu mızıka çalarak bekliyordu. Dava 13 Mart 2012'de zaman aşımından dolayı düştü. Dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan hayırlı olsun dedi ve başka bir şey demedi. Ve o davadaki sanık avukatlarından birçoğu ya Refah Partisi'nden ya da Adalet ve Kalkınma Partisi'nden milletvekili oldu. Sanıklar firar etti, yıllarca 'bulunamadı' ancak o sırada evlenen oldu, yurt dışına giden oldu. Olan yine bize oldu. Aziz Nesin, Madımak Katliamı'ndan 2 sene sonra aramızdan ayrıldı. Nesin Vakfı'nın bahçesine yakınları dışında kimsenin bilmediği bir yere gömüldü. Vasiyeti üzerine tören yapılmadı. Ve yıllardır mezarının üstünde, tam da istediği gibi çocuklar koşturuyor.AYSEL BÜYÜKKORKMAZ

 
Etiketler: unutMADIMAKlımda,
Yorumlar
Resmi İlan

               

Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
Öne Çıkanlar
Alıntı Yazarlar
Afyon
Az Bulutlu
Güncelleme: 02.08.2019
Bugün
18° - 33°
Cumartesi
17° - 32°
Pazar
20° - 32°
Afyon

Güncelleme: 02.08.2019
İmsak
04:14
Sabah
05:52
Öğle
13:09
İkindi
17:00
Akşam
20:16
Yatsı
21:47
Arşiv Arama
Haber Yazılımı